İçimdeki duvarlara sustuğum sözcüklerim vardı. Ben, benim gibi susabilenlerle paylaşmak için buradayım. Peki ya sen, sen nerdesin? Belki buraya hiç ulaşmadan evrendeki tozdan ayrıldın. Ya da şu an bunu okuyorsun ve ben çoktan gitmişimdir. Her neyse farketmez. Sen gelsen de, gelmemiş olsan da evrene ses ver... Seni sesinden tanırım ve söyleyemediğin ne varsa anlayabilirim. Haa! bir de acele et! Koca evrende hızla giden bu toz üzerinde yaşadığımıza göre bir gün mutlaka temizlik başlayacak...(AS)
2 Haziran 2011 Perşembe
Kötüler Aslında İyidir...
Kötüler aslında iyidir..
Esas kötü olan ise, iyi kılığına bürünmüş, iyiyi iyiden de iyi oynayabilen kötülerdir.
Eğitim başta olmak üzere tüm edindiğimiz deneyimler, bizim bu iç-içe girmiş karmaşadan en az yanılgıyla çıkmamızı kolaylaştırır. Ne doğru bir tanedir, ne de yanlışlar tek... Öyle olsaydı onları hemen tanıyabilirdik. Bu dünyada, sevgi ve hoşgörünün ışığında bilim ve akıl ile ilerlemek, mükemmel birer insan olmamızdan daha önemlidir. Sağlıkla ve mutlulukla yaşayın..
Canberk
Canberk..
Çanakkale'de savaş son hızla sürmekteydi. Gencecik kuzular birer birer toprağa düşerken, 17. Alayın Kahraman Komutanı Yarbay Hasan Bey de askerleriyle birlikte savaşıyor, düşman siperlerine doğru korkusuzca ilerliyordu.
İlerleme sırasında bir çeşmeye yaklaştılar, askerlerine su içmeleri için izin verdi. Çeşmenin başında, çok bitkin, her yeri yara bere içinde, tüyleri dökülmüş, perişan halde bir köpek vardı..
Hasan Bey o bitap düşmüş köpeği kucağına aldı. O'na bizzat eliyle çeşmeden su içirdi, karnını doyurduktan sonra kucağına aldı, yola devam ettiler.
Bir daha da O'nu yanından ayırmadı. Köpek artık askerlerle birlikte geziyor, siperlere giriyor, cenk ediyordu. Ama hala bir adı yoktu ve Hasan Bey de O'na "Canberk" adını koydu. O artık bir Türk ordusu neferi, Mehmetçiklerin dostuydu. Herkes O'nu çok seviyordu. Zamanla yaraları iyileşti, tüyleri yeniden çıktı, gelişti, düzeldi.
Askerlerden bazıları insanların hayvanlara olan ilgisi ve sevgisinin sebebini neden anlamıyor ve soruyorlardı; - Komutanım, bu köpeğe neden bu kadar alaka gösteriyorsunuz? Hasan Bey de; - O da bir can taşıyor. Sizi, bizi ondan ayıran bir şey yok ve Allah’ın huzuruna geldiğimde bu köpeğe neden merhamet etmedin, demesinden korkuyorum! diyordu.
Canberk’in hayatı değişmişti ama savaşta değişen bir şey yoktu. Savaş tüm acımasızlığı ile sürerken yaralı bir Fransız askerine yardım etmek için yanına yaklaşan Hasan Bey, savaş içinde canavarlaşmış, insanlıktan çıkmış ve iyiliği göremeyen Fransız’ın hançeriyle olduğu yere yığıldı. Canberk Fransız askere saldırmış ama engel olamamıştı..
Canberk Hasan Bey’in yanına çöktü. Ellerini, yüzünü yalıyor, havlıyor ona cesaret vermeye çalışıyordu. Sonradan başkaları da yardımına koştu ama yarası çok ağırdı ve Hasan Bey maalesef orada can verdi.
Kahraman Mehmetçikler de çok üzülse de savaş tüm hızıyla sürdüğünden ve Hasan Bey’i uğruna savaştığı, öldüğü toprağa teslim etmek için O'na bir mezar kazıp, üzerine de Türk Bayrağı örttüler.
Canberk de bu sırada Hasan Bey’in ayağının ucunda yatmaktaydı. O da bayrağın altına girdi. Mehmetçikler, Yarbay Hasan Bey’i defnetmek için bayrağı kaldırdılar ve Canberk kalkmadı.
Canberk kalkmaz, bir daha kaldırmak isterler ama Canberk yerinden kıpırdamaz. Biraz daha uğraştıklarında da Canberk'in öldüğünü fark ettiler. Tüm Mehmetçikler daha da çok üzüldüler, Canberk ve Hasan Bey’in dostluğu karşısında saygıyla eğildiler. Önce Yarbay Hasan’ı, ardından da çok sevdiği ve hiç yanından ayırmadığı, can yoldaşı köpeği Canberk'i de ayak ucunda toprağa verdiler.
Başta Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanımıza böylesine büyük bir sevgi ve inançla yüreğini hatta hayatını vererek düşmandan kurtarıp bize bırakan, bugün bu topraklarda köle olmadan yaşatmamızı sağlayan, tüm kahraman ve şehitlerimizi, saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
Çanakkale'de savaş son hızla sürmekteydi. Gencecik kuzular birer birer toprağa düşerken, 17. Alayın Kahraman Komutanı Yarbay Hasan Bey de askerleriyle birlikte savaşıyor, düşman siperlerine doğru korkusuzca ilerliyordu.
İlerleme sırasında bir çeşmeye yaklaştılar, askerlerine su içmeleri için izin verdi. Çeşmenin başında, çok bitkin, her yeri yara bere içinde, tüyleri dökülmüş, perişan halde bir köpek vardı..
Hasan Bey o bitap düşmüş köpeği kucağına aldı. O'na bizzat eliyle çeşmeden su içirdi, karnını doyurduktan sonra kucağına aldı, yola devam ettiler.
Bir daha da O'nu yanından ayırmadı. Köpek artık askerlerle birlikte geziyor, siperlere giriyor, cenk ediyordu. Ama hala bir adı yoktu ve Hasan Bey de O'na "Canberk" adını koydu. O artık bir Türk ordusu neferi, Mehmetçiklerin dostuydu. Herkes O'nu çok seviyordu. Zamanla yaraları iyileşti, tüyleri yeniden çıktı, gelişti, düzeldi.
Askerlerden bazıları insanların hayvanlara olan ilgisi ve sevgisinin sebebini neden anlamıyor ve soruyorlardı; - Komutanım, bu köpeğe neden bu kadar alaka gösteriyorsunuz? Hasan Bey de; - O da bir can taşıyor. Sizi, bizi ondan ayıran bir şey yok ve Allah’ın huzuruna geldiğimde bu köpeğe neden merhamet etmedin, demesinden korkuyorum! diyordu.
Canberk’in hayatı değişmişti ama savaşta değişen bir şey yoktu. Savaş tüm acımasızlığı ile sürerken yaralı bir Fransız askerine yardım etmek için yanına yaklaşan Hasan Bey, savaş içinde canavarlaşmış, insanlıktan çıkmış ve iyiliği göremeyen Fransız’ın hançeriyle olduğu yere yığıldı. Canberk Fransız askere saldırmış ama engel olamamıştı..
Canberk Hasan Bey’in yanına çöktü. Ellerini, yüzünü yalıyor, havlıyor ona cesaret vermeye çalışıyordu. Sonradan başkaları da yardımına koştu ama yarası çok ağırdı ve Hasan Bey maalesef orada can verdi.
Kahraman Mehmetçikler de çok üzülse de savaş tüm hızıyla sürdüğünden ve Hasan Bey’i uğruna savaştığı, öldüğü toprağa teslim etmek için O'na bir mezar kazıp, üzerine de Türk Bayrağı örttüler.
Canberk de bu sırada Hasan Bey’in ayağının ucunda yatmaktaydı. O da bayrağın altına girdi. Mehmetçikler, Yarbay Hasan Bey’i defnetmek için bayrağı kaldırdılar ve Canberk kalkmadı.
Canberk kalkmaz, bir daha kaldırmak isterler ama Canberk yerinden kıpırdamaz. Biraz daha uğraştıklarında da Canberk'in öldüğünü fark ettiler. Tüm Mehmetçikler daha da çok üzüldüler, Canberk ve Hasan Bey’in dostluğu karşısında saygıyla eğildiler. Önce Yarbay Hasan’ı, ardından da çok sevdiği ve hiç yanından ayırmadığı, can yoldaşı köpeği Canberk'i de ayak ucunda toprağa verdiler.
Başta Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanımıza böylesine büyük bir sevgi ve inançla yüreğini hatta hayatını vererek düşmandan kurtarıp bize bırakan, bugün bu topraklarda köle olmadan yaşatmamızı sağlayan, tüm kahraman ve şehitlerimizi, saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
Hoşgörü
Sevgili takipçilerim,
Tüm yayınlananlar tarafıma aittir, ama hangi tarafıma diye burada belirtmeyeceğim. Belki duygusal yazdıklarım sol tarafıma ait olabilir ki, bu sizi ne kadar ilgilendirir o da ayrı tartışma götürür. Zaten tartışma, götürdüğü için, bize tartışmamamız gerektiği taa küçüklüğümüzden beri söylenegelmektedir. Tartışmayın, yoksa götürürler... Ya da evrilmiş bir deyişle susun ki götürmesinler! Götürülenlerin bazılarının geri gelmediği, bazılarının ise geri gelemeyecek şekilde götürüldüğü acılarımız vardır. Efenim bu derin bir mevzu olmakla birlikte yazana zarar veren bir konudur. Niye böyle şeyler düşündüğüm, ellerimi aşağıdan kavuşturarak "evet ve sepet efendim" gibi cümleler niye kuramadığım konusunda kendimi yeterince tokatlayamadığımdandır... Evet belki de biraz da bundandır sol yanımın daha bir özgür oluşu... Siz bana aldırmayın okuyun, bu sayfalarda beğendiğiniz bir şey varsa alın kullanın ben de öyle yapıyorum. Kaynak göstermek tutuklanmayı çoğaltır. Efenim özgür ülkeler varmış, oralarda kaynak gösteriyorlarmış, yok istediğin gibi düşünüp yazabiliyormuşsun; geçiniz... O bizde de var; kağıt üstünde... Hangi kağıdın üstünde hatırlamıyorum zevzekliğini bu kez yapmayacağım çünkü bu kağıdı biliyorum ve üstüne espiri yapmayacak kadar da saygılıyım: Anayasa... Madde 25 der ki: Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Saf saf inanalım diye de şöyle devam eder: "Her ne sebeple olursa olsun, kimse düşünce ve kanaatlerinden ötürü kınanamaz, suçlanamaz... (Yok yavv... Sen copu biliyon mu copu?)
Benim düşüncelerim kullanılabilir veya yayınlanabilir. Ya da insanlar diledikleri gibi davranabilirler. Hoşgörü budur. Hoşgörüden bahsediyorum, hoş sizi görmüyorum ya neyse! Ama evrende bir yerdesiniz bunu biliyorum. Bunu biliyor olmak bile bizi biz yapar ve bu duygu hepimize yeter diye düşünüyor, herkesi saygı ve sevgiyle hoşgörüyorum. Son laf: Heyy bir de sen, evet evet sen. Sağa sola bakma salak. Senin de burada olduğunu bilmek var ya asıl beynimi kemiren ceza bu.
Tüm yayınlananlar tarafıma aittir, ama hangi tarafıma diye burada belirtmeyeceğim. Belki duygusal yazdıklarım sol tarafıma ait olabilir ki, bu sizi ne kadar ilgilendirir o da ayrı tartışma götürür. Zaten tartışma, götürdüğü için, bize tartışmamamız gerektiği taa küçüklüğümüzden beri söylenegelmektedir. Tartışmayın, yoksa götürürler... Ya da evrilmiş bir deyişle susun ki götürmesinler! Götürülenlerin bazılarının geri gelmediği, bazılarının ise geri gelemeyecek şekilde götürüldüğü acılarımız vardır. Efenim bu derin bir mevzu olmakla birlikte yazana zarar veren bir konudur. Niye böyle şeyler düşündüğüm, ellerimi aşağıdan kavuşturarak "evet ve sepet efendim" gibi cümleler niye kuramadığım konusunda kendimi yeterince tokatlayamadığımdandır... Evet belki de biraz da bundandır sol yanımın daha bir özgür oluşu... Siz bana aldırmayın okuyun, bu sayfalarda beğendiğiniz bir şey varsa alın kullanın ben de öyle yapıyorum. Kaynak göstermek tutuklanmayı çoğaltır. Efenim özgür ülkeler varmış, oralarda kaynak gösteriyorlarmış, yok istediğin gibi düşünüp yazabiliyormuşsun; geçiniz... O bizde de var; kağıt üstünde... Hangi kağıdın üstünde hatırlamıyorum zevzekliğini bu kez yapmayacağım çünkü bu kağıdı biliyorum ve üstüne espiri yapmayacak kadar da saygılıyım: Anayasa... Madde 25 der ki: Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Saf saf inanalım diye de şöyle devam eder: "Her ne sebeple olursa olsun, kimse düşünce ve kanaatlerinden ötürü kınanamaz, suçlanamaz... (Yok yavv... Sen copu biliyon mu copu?)
Benim düşüncelerim kullanılabilir veya yayınlanabilir. Ya da insanlar diledikleri gibi davranabilirler. Hoşgörü budur. Hoşgörüden bahsediyorum, hoş sizi görmüyorum ya neyse! Ama evrende bir yerdesiniz bunu biliyorum. Bunu biliyor olmak bile bizi biz yapar ve bu duygu hepimize yeter diye düşünüyor, herkesi saygı ve sevgiyle hoşgörüyorum. Son laf: Heyy bir de sen, evet evet sen. Sağa sola bakma salak. Senin de burada olduğunu bilmek var ya asıl beynimi kemiren ceza bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)